İstanbul’un saklı ormanları neden bu kadar özel?
İstanbul denince akla ilk olarak kalabalık, trafik ve beton yığınları geliyor. Ama işin aslı, şehrin hemen yanı başında İstanbul ormanları diyebileceğimiz muhteşem doğa alanları var. Bunların çoğundan haberi bile olmayanlar çoğunlukta. Ben de birkaç sene önce tesadüfen keşfettim bu yerleri. İlk gittiğimde inanamadım. Şehrin gürültüsünden sadece yarım saat uzaklaşınca bambaşka bir dünyaya adım atıyorsun.
Rüzgarın yaprakları hafifçe oynattığı, kuş seslerinin hiç kesilmediği, toprağın ıslak kokusunun burnuna dolduğu yerler… İşte tam da bunları anlatacağım bugün. Eğer sen de kalabalıktan sıkıldıysan ve gerçek bir doğa macerası arıyorsan, bu yazı tam sana göre.
Belgrad Ormanı’ndan daha sakin: Kömürcü Bent civarı
Belgrad Ormanı herkesin bildiği bir yer. Ama ormanın biraz daha içerisine, Kömürcü Bent tarafına doğru ilerlersen işler değişiyor. Arabanı uygun bir yere park ettikten sonra patikaya dalıyorsun. İlk 10 dakika biraz dik bir yokuş çıkıyor. Nefesin kesiliyor tabii. Ama yukarı ulaştığında manzara her şeye değiyor.
Burada dev meşeler, gürgenler ve yer yer çam ağaçları bir arada. Ormanın zemini yosun tutmuş. Ayakların her bastığında yumuşacık bir his veriyor. Özellikle bahar aylarında kuş sesleri inanılmaz. Sanki tüm orman konser veriyor.
Doğanın sesini dinlemek
Bazen durup sadece dinliyorum. Su sesi… Uzaktan gelen bir dere. Rüzgarın dallarda çıkardığı o ıslık. Bir de arada bir duyduğun o derin sessizlik. Şehirde unuttuğumuz bir şey bu sessizlik. Kulakların alışık değil önce. Ama biraz zaman geçince fark ediyorsun ki en güzel melodi bu aslında.
Ben ilk gittiğimde yanımda not defteri götürmüştüm. Birkaç cümle yazayım diye. Ama kalemi elime alınca hiçbir şey yazamadım. Sadece izledim. Bazen doğa karşısında kelimeler yetersiz kalıyor.
Şile yönündeki az bilinen ormanlık alanlar
İstanbul’un Anadolu yakasında Şile’ye doğru ilerlerken yol kenarında birçok noktada ormana girebileceğin patikalar var. Bunlardan bir tanesi özellikle favorim. İsmini vermeyeceğim, çünkü keşfedilmemiş hali daha güzel. Kendin bulman lazım.
Burada orman daha çok yaprak döken ağaçlardan oluşuyor. Sonbaharda yerler tamamen sarı ve turuncu halıya dönüyor. Ayakların altında o hışırtı… Anlatılmaz yaşanır. Fotoğraf çekmek isteyenler için de birebir. Işık çok güzel süzülüyor ağaçların arasından.
Yanına ne almalısın? Pratik tavsiyeler
Bu tip orman yürüyüşlerine çıkarken su şart. En az iki litre. Atıştırmalık olarak da kuru yemiş ve çikolata iyi gidiyor. Telefonunun şarjının dolu olmasına dikkat et. Sinyal bazen çekmeyebiliyor. Bir de yağmurluk. İstanbul’un havası belli olmaz.
Ben her seferinde küçük bir dürbün de alıyorum yanıma. Kuşları izlemek için. İlk zamanlar isimlerini bile bilmiyordum. Sonradan biraz araştırdım. Şimdi yavaş yavaş tanıyorum hepsini. Küçük zevkler işte.
Ormanda yalnız yürümek güvenli mi?
Bu soruyu çok alıyorum. Gündüz saatlerinde ve patikadan ayrılmadan oldukça güvenli. Yine de tek başına gitmek istemiyorsan bir arkadaşınla gidebilirsin. Ben genelde sabah erken saatlerde gitmeyi tercih ediyorum. Hem insan az oluyor hem de hava daha temiz.
En sevdiğim anlardan biri de gün batımına yakın saatler. Işık yumuşuyor, her şey altın rengine bürünüyor. O sırada bir ağacın dibine oturup sırtını yaslıyorsun. Ve sadece nefes alıyorsun. Şehirdeki tüm stresin yavaş yavaş eridiğini hissediyorsun.
İstanbul ormanları korunmalı mı?
Maalesef bu muhteşem alanların bazıları tehdit altında. Yeni yollar, yapılar… Anlatmak istemiyorum bile. O yüzden buraya gelen herkesin biraz daha dikkatli olması lazım. Çöpünü mutlaka geri getir. Ateş yakma. Doğaya zarar verecek hiçbir şey yapma.
Çünkü burası sadece bizim değil. Tilki, tavşan, sincap, şahin… Birçok canlının evi. Onların da yaşama hakkı var.
Sonbahar ve ilkbahar en güzel zamanlar
İstanbul’un az bilinen ormanları her mevsim başka güzel. Ama benim favorim sonbahar ve ilkbahar. Sonbaharda renk cümbüşü var. İlkbaharda ise her yer çiçek. Yazın biraz sıcak ve sivrisinek olabiliyor. Kışın da çamur.
Yine de dört mevsim de ayrı bir tadı var. Önemli olan çıkmak. Kendini dışarı atmak. Çünkü evde oturup “keşke” demek yerine gidip yaşamak çok daha güzel.
Bu yazıyı okuduktan sonra belki bir dahaki hafta sonu sen de bir çanta hazırlarsın. Belki de çoktan plan yapmaya başladın bile. Öyleyse ne duruyorsun? Arabana atla, İstanbul’un saklı ormanlarından birine doğru yola çık.
Unutma, en güzel maceralar genellikle turistlerin uğramadığı, tabelası bile olmayan yerlerde gizli oluyor. Sen de kendi maceranı yarat. Ve lütfen bulduğun o güzel yerleri sosyal medyada ifşa etme. Bırak başkaları da kendi keşif heyecanını yaşasın.
Doğa her zaman orada. Bekliyor. Sadece senin adım atmanı istiyor.