İstanbul’un Doğal Güzellikleri ve Fotoğrafçılık
İstanbul denince akla ilk olarak kalabalık, tarih ve beton yığınları geliyor. Ama İstanbul doğal güzellikleri o kadar fazla ki, şehrin karmaşasından sıkılan herkesin bir yerden sonra bu noktalara sığındığını fark ediyorsun. Özellikle fotoğraf çekmeyi sevenler için burası adeta bir cennet. Ben de uzun zamandır bu şehirde doğa rotaları geziyorum. İlk gittiğimde dikkatimi çeken şey, betonun hemen yanı başında hala nefes alan yeşil alanlar ve su manzaralarıydı.
Sabahın erken saatlerinde kalkıp, tripodunu omzuna atıp yollara düşen onlarca fotoğrafçıyla karşılaşıyorsun. Bazıları Boğaz’ı, bazıları ormanları, bazıları da tepelerden şehri kucaklayan panoramik manzaraları tercih ediyor. Eğer sen de İstanbul’da fotoğraf çekilecek yerler arıyorsan, bu yazı tam sana göre.
Çamlıca Tepesi – Şehrin En İyi Panoraması
Çamlıca’ya ilk defa güneşin batışını izlemek için gitmiştim. Rüzgar yüzüne vururken, aşağıdaki bütün şehir ayaklarının altına seriliyor. Kuş sesleri, hafif esen meltem ve uzakta denizle gökyüzünün birleştiği o çizgi… Fotoğraf makinesini kurduktan sonra dakikalarca hareket edemediğimi hatırlıyorum.
Burası özellikle İstanbul manzara noktaları denince akla ilk gelen yerlerden. Hem Anadolu hem Avrupa yakasını aynı karede yakalayabiliyorsun. Özellikle sonbaharda sararan yapraklarla birlikte çekilen fotoğraflar inanılmaz güzel duruyor. Ama kalabalık olmasın dersen sabah erken saatleri ya da hafta içi gün batımlarını tercih et.
Beykoz – Polonezköy ve Orman Havası
Şehrin gürültüsünden uzaklaşmak istediğinde Polonezköy tam bir kaçış noktası. İçerideki orman yollarında yürürken sadece kuş sesi ve yaprak hışırtısı duyuyorsun. Hava da daha serin. Fotoğrafçılar özellikle sonbahar ve bahar aylarında burada çok fazla zaman geçiriyor.
Dev meşelerin altında, dere kenarlarında, eski ahşap evlerin önünde inanılmaz kareler yakalayabilirsin. Benim favorim, ormanın derinliklerine girdikten sonra karşılaştığım küçük açıklıklardı. Işık o kadar yumuşak ki, sanki stüdyoda gibi hissediyorsun kendini.
Belgrad Ormanı – Doğa Severlerin Cenneti
Belgrad Ormanı’nı anlatırken kelimeler yetmiyor bazen. İçerideki göletler, uzun yürüyüş parkurları ve tertemiz hava… Fotoğrafçılar için özellikle sisli sabahlar burada ayrı bir anlam taşıyor. İstanbul doğal güzellikleri dendiğinde aklıma ilk burası geliyor.
Uzun bir yürüyüşün ardından bentlerden birinin kenarına oturup suyun sesini dinlemek inanılmaz huzur verici. Kışın kar tuttuğunda burası bambaşka bir yere dönüşüyor. Eğer ilk defa gideceksen yanına su ve atıştırmalık almayı unutma. Çünkü bir girdin mi saatlerce çıkmak istemiyorsun.
Rumeli Feneri ve Karadeniz Manzarası
Şimdi de biraz daha uzağa gidelim. Rumeli Feneri’ne vardığında İstanbul’un bittiğini hissediyorsun. Karadeniz’in dalgaları kayalara vururken, arkanda orman, önünde uçsuz bucaksız deniz… Fotoğraf tutkunları özellikle fırtınalı havalarda burada toplanıyor.
Rüzgar o kadar sert esiyor ki bazen makineyi tutmakta zorlanıyorsun. Ama çektiğin kareler o kadar değerli oluyor ki, bütün yorgunluğa değiyor. Özellikle gün batımında fenerin siluetiyle birlikte çekilen fotoğraflar efsane duruyor.
Sarıyer – Garipçe ve Kilyos Civarı
Garipçe’deki o eski kale kalıntılarının olduğu tepeyi biliyor musun? Oradan bakınca hem Karadeniz hem Boğaz aynı anda görünüyor. Oldukça rüzgarlı ve biraz tehlikeli ama fotoğrafçılar için vazgeçilmez.
Kilyos tarafında ise plajların hemen arkasındaki ormanlık alanlar var. Özellikle ilkbaharda çiçek açtığında renk cümbüşü oluşuyor. Ben orada geçirdiğim bir sabahı hiç unutmam. Kuşlar öterken, denizden gelen sesle karışınca insanın içi açılıyor.
Prens Adaları – Heybeliada ve Büyükada
Denizden biraz uzaklaşmak istemiyorsan adalar tam sana göre. Özellikle Heybeliada’daki sessiz orman yolları ve manastır civarı inanılmaz güzel. Bisikletle gezerken aniden karşıma çıkan manzaralar beni defalarca durdurmuştu.
Büyükada’da ise Aya Yorgi’ye çıkan yol üzerindeki tepeler muhteşem. Hem deniz hem de yemyeşil tepeler aynı karede. Yazın kalabalık oluyor ama sonbahar ve ilkbaharda daha sakin. Fotoğraf makinanla uzun uzun zaman geçirebilirsin.
Fotoğrafçılar İçin Pratik Tavsiyeler
Bu noktalara giderken mutlaka yanına yedek batarya al. Çünkü çoğu yerde şarj imkanı yok. Ayrıca hava durumu uygulamasına sık sık bak. İstanbul’un havası bir anda değişebiliyor.
En iyi ışık sabahın ilk ışıkları ve gün batımı saatleri. Ama unutma, bazen en güzel kareler beklenmedik anda çıkıyor. O yüzden acele etme. Doğanın ritmine bırak kendini.
Benim kişisel tavsiyem, sadece fotoğraf çekmek için değil, gerçekten hissetmek için git bu noktalara. Çünkü İstanbul doğal güzellikleri sadece objektiften ibaret değil. Orada nefes aldığın, rüzgarı hissettiğin, kuş seslerini dinlediğin anlarda asıl hikaye başlıyor.
Sonraki rotanda görüşmek üzere. Makinen elinde, ayakkabıların sağlam olsun. İstanbul seni bekliyor.