İstanbul’un Kaçırılmayacak Gizli Yeşil Cennetleri
İstanbul denince akla ilk olarak kalabalık, trafik ve beton yığınları geliyor değil mi? Ama inan bana, şehrin tam kalbinde, betondan uzaklaşabileceğin doğal güzellikler var. İlk gittiğimde ben de şaşırmıştım. Nasıl oluyor da bu kadar insan arasında böyle sakin köşeler kalabiliyor diye.
Bu yazıda sana şehrin stresinden kaçmak istediğinde sığınabileceğin, İstanbul doğal güzellikleri arasında en özel yerleri anlatacağım. Hazırsan başlıyoruz. Ayakkabılarını giy, su mataranı doldur. Çünkü biraz yürüyeceğiz.
Belgrad Ormanı: Şehrin En Büyük Nefes Alanı
Belgrad Ormanı’na adım attığın anda şehrin gürültüsü birden kesiliyor. Rüzgar yaprakları hışırdatıyor, kuş sesleri her yanı kaplıyor. Uzun yıllar boyunca burası İstanbul’un su ihtiyacını karşılayan bir ormanmış. Şimdi ise hem sporcuların hem de doğa severlerin favori rotası.
İlk defa gittiğimde dikkatimi çeken şey, ormanın içindeki patikaların ne kadar bakımlı olduğu oldu. Kimi yollar dümdüz, kimileri ise hafif engebeli. Senin kondisyonuna göre rota seçebiliyorsun. Ben genelde uzun yürüyüşleri seviyorum. 10-12 kilometre yürüyüp terledikten sonra bir ağacın altına oturup su içmek… Tarifi yok.
Burada İstanbul ormanları içinde en çok bulunan ağaç türleri meşe, kayın ve kestane. Sonbaharda yapraklar sarı-turuncu tonlara bürününce burası adeta bir renk cümbüşüne dönüşüyor. Fotoğraf çekmeyi sevenler için bulunmaz nimet.
Emirgan Korusu: Boğaz Manzaralı Huzur Durağı
Emirgan’dan bahsetmeden geçmek olmaz. Boğaz’a sıfır konumda olmasına rağmen içindeki yeşillik inanılmaz. Özellikle bahar aylarında açan çiçekler ve mis gibi kokular… Korunun içinde yürürken denizin sesini duyuyorsun. Hem deniz hem orman havası aynı anda.
Burada piknik yapan çok insan görüyorum. Ama ben genelde sadece yürümeyi tercih ediyorum. Korunun arka taraflarında daha az bilinen patikalar var. Oralara gidersen neredeyse kimseyi görmüyorsun. Sadece kuş sesleri ve rüzgar…
İstanbul yeşil alanları arasında en bakımlılarından biri burası. Belediye sürekli bakım yapıyor. Tuvaletleri temiz, oturma alanları yeterli. Ailecek gelebileceğin bir yer.
Çamlıca Tepesi ve çevresindeki gizli köşeler
Çamlıca deyince çoğu insanın aklına sadece kule geliyor. Oysa tepenin arka taraflarında, turistlerin pek uğramadığı küçük ormanlık alanlar mevcut. Özellikle sabah erken saatlerde buraya çıkarsan şehri pusun içinde izlemek çok etkileyici.
Bir keresinde sisli bir sabah gitmiştim. Ağaçların arasında yürürken sanki bulutların içindeymişim gibi hissettim. Hava serindi. Kuşlar bile daha sessiz ötüyordu. O an anladım ki İstanbul’un en güzel hali, biraz yükseldikten sonra görülen haliymiş.
Kuzguncuk’taki Tarihi Bahçeler ve Kucuk Korular
Kuzguncuk’tan hiç bahsetmedim şimdiye kadar blogumda. Ama bence İstanbul’un en samimi yeşil alanlarından biri burası. Eski evlerin arasında kalan küçük bahçeler, sokak aralarında birden karşılaştığın ağaç kümeleri… Burası tam bir mahalle havasında.
Yürürken yaşlı bir teyze gördüm bir seferinde. Bahçesindeki çiçekleri suluyordu. “Oğlum buralar eskiden hep bağ bahçeydi” dedi. O konuşunca insan daha bir değer veriyor buraya. İstanbul doğal güzellikleri sadece büyük ormanlardan ibaret değil. Bazen en güzel yerler sokak aralarında gizleniyor.
Polonezköy: İstanbul’a En Yakın Doğa Kaçamağı
Polonezköy’e gitmek biraz vakit alsa da kesinlikle değiyor. Burası tam anlamıyla bir doğa köyü. Orman içinden geçen yollar, küçük dereler, eski evler… Hafta sonu kalabalık oluyor ama haftaiçi gidersen neredeyse sana kalıyor her yer.
Burada bisiklet kiralayıp orman yollarında gezebilirsin. Ya da yürüyüş yaparsın. Ben özellikle sonbaharda gitmeyi seviyorum. Mantar kokusu, ıslak toprak kokusu… Doğanın en güzel kokuları burada.
Polonezköy’deki doğal güzellikler arasında en çok hoşuma giden şey, ormanın içindeki eski Polonya evleri. Tarih ve doğa iç içe geçmiş durumda.
Neden Bu Yeşil Alanlara Gitmelisin?
Şehir hayatı insanı yavaş yavaş tüketiyor. Fark etmiyorsun bile. Bir süre sonra sürekli gürültü, ışık ve kalabalık normal geliyor. Ama ara sıra bu İstanbul yeşil alanlarına kaçmak gerçekten iyi geliyor.
Ben her ay en az iki kez böyle bir yere gitmeye çalışıyorum. Telefonu genelde uçak moduna alıp sadece doğayı dinliyorum. Kuş sesleri, rüzgarın ağaçlarda çıkardığı ses, uzaktan gelen su şırıltısı… Bunlar aslında en iyi terapi.
Sana da tavsiye ederim. Hafta sonu planın yoksa bir çanta hazırla ve bu gizli cennetlerden birine git. Belgrad Ormanı ile başla istersen. Sonra sırayla diğerlerini gez. Emin ol pişman olmayacaksın.
Doğa her zaman orada. Seni bekliyor. Sadece birazcık cesaret edip şehirden dışarı adım atman yeterli. Belki bir dahaki yazımda başka bir gizli köşeyi anlatırım. Şimdilik buradan selam olsun.
Keyifli yürüyüşler!