İstanbul’un Kaçış Noktaları
Şehrin gürültüsünden bıktığınızda, bazen sadece nefes almak istersiniz. İstanbul’da şehirden uzaklaşmadan doğayla baş başa kalmak aslında sandığınızdan çok daha kolay. Arabaya atlayıp iki üç saat içinde bambaşka bir dünyada hissedebiliyorsunuz kendinizi. Ben de yıllardır bu rotaları tek tek geziyorum ve her seferinde aynı heyecanı yaşıyorum.
İlk gittiğimde dikkatimi çeken şey, şehrin hemen yanı başında bu kadar yeşil ve sakin yerlerin var olmasıydı. İnsan inanamıyor gerçekten.
Belgrad Ormanı: Şehrin En Büyük Nefes Alanı
Belgrad Ormanı, İstanbul’un akciğeri desek yeridir. Doğa yürüyüşü yapmak isteyenler için biçilmiş kaftan. İçerideki yollar o kadar güzel ki, bazen saatlerce yürüdüğünüzü fark etmiyorsunuz bile.
Özellikle sonbaharda yaprakların renk cümbüşü inanılmaz oluyor. Kuş sesleri, rüzgarın ağaçlarda çıkardığı uğultu… Tam bir terapi. Hafta sonları biraz kalabalık olabiliyor ama sabah erken saatte giderseniz kendinize ait bir orman bulabiliyorsunuz.
Ben özellikle bentlere yakın kısımları seviyorum. Su sesi eşliğinde yürümek başka türlü huzur veriyor insana.
Polonezköy’de Sakin Bir Gün
Polonezköy’e ilk adım attığımda “Burası İstanbul mu gerçekten?” diye sormuştum kendi kendime. Ağaçların arasında uzanan patikalar, eski Polonya evleri, mis gibi hava…
Burada doğa gezisi yaparken zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz. Özellikle Kışbahçe civarındaki yürüyüş rotaları çok keyifli. Kuş sesleri hiç kesilmiyor. Bazen bir sincap yolunuzu kesiyor, bazen bir tavşan kaçıyor önünüzden.
Piknik yapmayı sevenler için de ideal. Ama ben genelde sadece yürümeyi ve etrafı izlemeyi tercih ediyorum. Çünkü doğanın kendisi yeterince eğlenceli.
Çamlıca ve Yakın Çevresi
Çamlıca’dan başlayıp biraz daha ileriye gittiğinizde, Anadolu yakasının en güzel doğa alanlarına ulaşıyorsunuz. Özellikle Alemdağ yönü çok zengin.
Buradaki orman yollarında yürürken kendinizi başka bir ülkede sanabilirsiniz. Hava daha temiz, kokular daha yoğun. Özellikle bahar aylarında her yer çiçek açıyor. O zamanlarda fotoğraf çekmek için birebir.
Şile ve Ağva Rotası
Şile’ye giden yolun kendisi bile bir doğa şöleni. Ama özellikle Ağva tarafı apayrı bir güzellikte. Yeşil ile mavinin kucaklaştığı, dere kenarında yürüyüş yapabileceğiniz bir cennet.
İstanbul doğa yürüyüşü rotaları arasında en popülerlerinden biri burası. Kayıkla dere turu da yapabilirsiniz ama benim favorim yine ormanda yürümek. Ormanın içinden gelen su sesini duyduğunuzda bütün stresiniz uçup gidiyor.
Yol boyunca birçok küçük kafe ve pansiyon da var. Yorulursanız mola verip bir çay içmek de cabası.
Kınalıada ve Adalar’ın Doğal Yüzü
Adalar deyince akla ilk bisiklet ve fayton geliyor ama işin bir de doğal yanı var. Özellikle Kınalıada’daki tepelere çıktığınızda İstanbul’un siluetini uzaktan izleyip, ayaklarınızın altındaki toprakla bağ kuruyorsunuz.
Burada araba yok, gürültü yok. Sadece doğa ve siz. Özellikle yazın erken saatlerde veya akşamüstü yürüyüşleri çok keyifli oluyor. Denizden gelen meltem yüzünüzü yalarken, çam ağaçlarının kokusu her yeri sarıyor.
Ne Zaman Gitmeli?
Doğrusunu isterseniz her mevsimin ayrı bir güzelliği var. Baharda çiçekler, yazın serin gölgeler, sonbaharda renk cümbüşü, kışın da çıplak ağaçların verdiği hüzünlü güzellik…
Ben şahsen bahar ve sonbaharı tercih ediyorum. Hava ne çok sıcak ne çok soğuk oluyor. Üstelik kuş sesleri de o dönemlerde daha bir coşkulu.
Sadece bir uyarı: Hafta içi giderseniz çok daha keyifli oluyor. Hafta sonu kalabalığından kaçmak mümkün değil bazen.
Yanınıza Ne Almalısınız?
Doğa yürüyüşüne çıkarken hafif bir sırt çantası, su, atıştırmalık bir şeyler ve rahat ayakkabılar şart. Ben her zaman yanımda küçük bir not defteri de taşıyorum. Çünkü bazen öyle manzaralarla karşılaşıyorum ki, hemen not almak istiyorum.
Telefonunuzun şarjının dolu olmasına da dikkat edin. Hem fotoğraf çekmek için hem de gerekirse harita uygulaması kullanmak için lazım oluyor.
İstanbul’da yaşadığınız halde doğayla baş başa kalmak istiyorsanız, bu rotaları mutlaka deneyin. Şehir sizi yoruyorsa, doğa her zaman şifacıdır. Sadece kapıdan çıkıp gitmek yeterli.
Ben son gezimde Belgrad Ormanı’nda yürürken, bir ağacın dibinde oturup sadece etrafı dinledim. Kuşlar, rüzgar, uzaktan gelen su sesi… O anda anladım ki, aslında aradığımız huzur çoğu zaman burnumuzun dibinde bekliyormuş.