İstanbul’un Farklı Yüzleri
Her mevsim başka güzel olsa da, bahar ve sonbahar benim için İstanbul’un adeta yeniden doğduğu zamanlar. İstanbul’da bahar çiçeklerle, sonbahar renkleri ise yapraklarla kenti adeta boyuyor. Bu yazıda seni, bu renk cümbüşünü en iyi yakalayabileceğin yerlere götüreceğim. Hazırsan, rahat bir ayakkabı giy ve gel.
İlk gittiğimde dikkatimi çeken şey, şehrin beton yığınına rağmen hâlâ ne kadar çok yeşili barındırdığı olmuştu. Özellikle baharda her yer patlıyor. Sonbaharda ise sanki bir ressam elinden çıkmış gibi tonlar hâkim oluyor. Sarı, turuncu, kırmızı… Hepsi bir arada.
Emirgan Korusu – Baharın ve Sonbaharın Sultanı
Emirgan Korusu’nu niye en başa koyuyorum biliyor musun? Çünkü burası her iki mevsimde de ayrı bir âleme dönüşüyor. Baharda mor erguvanlar, beyaz çiğdemler ve pembe kiraz çiçekleri her yanı kaplıyor. Kokusu bile insanın içini açıyor.
Sonbaharda ise yapraklar yerleri tamamen turuncu ve sarı bir halıyla kaplıyor. Özellikle Ekim sonu, Kasım başı gidersen ağaçların yansıdığı yapay gölette muhteşem fotoğraflar çekebilirsin. Rüzgar estiğinde yaprakların hışırtısını duyuyorsun. O an her şey duruyor sanki.
Belgrad Ormanı – Gerçek Bir Doğa Kaçamağı
Şehrin gürültüsünden bıktıysan Belgrad Ormanı tam sana göre. Burası aslında bir orman ama içindeki göletler ve patikalar sayesinde kolayca gezebilirsin. İstanbul sonbahar renkleri burada daha vahşi, daha doğal.
Sonbaharda kestane ağaçlarının yaprakları önce sarıya, sonra kahverengiye dönüyor. Yürürken ayaklarının altında çıtırdayan yaprak sesi insanı çocuklaştırıyor. Baharda ise her yer yemyeşil. Kuş sesleri hiç susmuyor. Tavsiyem, erken saatte git. Hem kalabalık az oluyor hem de ışık muhteşem.
Çamlıca Tepesi ve Çamlıca Korusu
Çamlıca’ya birçok kişi sadece manzara için çıkar. Ama koruya inersen bambaşka bir dünya seni bekliyor. Baharda açan çiğdemler ve menekşeler burayı adeta bir masal diyarına çeviriyor.
Sonbaharda ise tepeden baktığında bütün şehrin üzerini turuncu bir örtü kaplamış gibi görünüyor. Özellikle güneş batarken oluşan ışık oyunları… Kelimelerle anlatması zor. Mutlaka kendi gözlerinle görmelisin.
Yedigöller ve İstanbul’un Gizli Cenneti: Polonezköy
Polonezköy’ü pek bilmeyen yoktur ama son yıllarda kalabalıklaştı. Yine de sonbaharda sabah erken saatlerde gidersen hâlâ o eski huzuru yakalayabiliyorsun. Ağaçlar burada daha uzun boylu. Yaprakların dönüşümü de daha dramatik.
Bahar geldiğinde ise her taraf beyaz ve pembe çiçeklerle doluyor. Özellikle elma ve kiraz bahçeleri muhteşem. Piknik yapmak istersen yanına mutlaka termos alıp git. Orman havası insanın iştahını açıyor.
Atatürk Arboretumu – Renklerin Akademisi
Burası biraz farklı. Hem bahçe hem de bilimsel bir alan. Ama fotoğraf çekmek isteyenler için adeta cennet. Sonbaharda özellikle liken kaplı ağaçlar ve kızıl akçaağaçlar inanılmaz görüntüler sunuyor.
İlkbaharda ise çeşit çeşit lale ve diğer soğanlı bitkiler açıyor. Buranın en güzel yanı, hafta içi neredeyse bomboş olması. Kendinle baş başa kalmak istiyorsan tam adres.
Küçük Bir İpucu
Bu yerlerin hepsine toplu taşımayla gidebilirsin ama arabayla daha özgür olursun. Özellikle sonbahar sabahlarında sis çöktüğünde ormanlar başka bir boyuta geçiyor. O anı yakalamak için erken kalkmaya değer.
İstanbul’da bahar ve sonbahar renklerini görmek için illa çok uzağa gitmene gerek yok. Şehrin içinde, bazen sadece bir otobüs mesafesinde inanılmaz güzellikler saklı. Yeter ki gözünü aç ve biraz vakit ayır.
Sen de gittiğin yerlerde neler yaşadığını yorumlarda paylaş. Belki bir sonraki yazıda senin önerdiğin bir yeri anlatırım. Haydi, dışarı çıkma vakti. Orman seni bekliyor.